Logo
Zor Bir Anne ile Büyümek

Çocuklukta kurulan ilişki, yetişkinlikte kendimizi ve dünyayı nasıl görmemizi etkiler?

  Bazı anneler çocuklarını sever ama bunu güven veren bir şekilde gösteremez. Bazıları çok eleştirir, bazıları kontrol ederek sever, bazıları ise duygusal olarak ulaşılmazdır. Çocuk için anne, hem ihtiyaç duyduğu kişi hem de zorlandığı kişi olduğunda, iç dünyada çok karmaşık bir deneyim oluşur. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünebilir; kişi eğitimine devam eder, işini yapar, ilişkiler kurar. Ama içeride çoğu zaman sürekli bir eksiklik hissi, “yanlış bir şey yapıyorum” duygusu ve sevilmek için daha iyi olmak gerektiğine dair derin bir inanç taşınır. Çocuklukta yaşananların etkisini küçümsemeden, yetişkinlikte tekrar eden duygu ve ilişki örüntülerini anlamamıza ve anlamlandırmamız gerekmektedir.

 

Bu durum bize nasıl hissettirir?

   Zor bir anneyle büyüyen kişi çoğu zaman sadece üzgün hissetmez; daha çok tetikte, gergin, suçlu ve kendinden şüphe eden bir ruh halinde yaşar. Çocuklukta evin duygusal iklimi öngörülemezse, çocuk rahatlamanın güvenli olmadığını öğrenir. Kimin neye kızacağını, neyin sorun olacağını kestiremediği için sürekli çevreyi tarar, kendini kontrol eder, hata yapmamaya çalışır. Bu durum yetişkinlikte de devam edebilir. Kişi ilişkilerde çok çabuk alarm verebilir, küçük bir mesafeyi reddedilme gibi algılayabilir ya da biriyle konuşurken bile kendini fazladan açıklama ihtiyacı hissedebilir. İçerideki temel duygu çoğu zaman şudur: “Bir şey olacak, hazırlıklı olmalıyım.”

   Bir başka güçlü etki de suçluluk ve utanç duygularında görülür. Zorlayıcı annelerle büyüyen birçok kişi, çocukken yaşadığı kırgınlık veya öfke için bile kendini suçlu hissetmeye şartlanır. Çünkü çocuklukta ona verilen mesaj çoğu zaman duygusunun kendisinin sorun olduğu yönündedir. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk, zamanla “Yanlış bir şey yaptım” demekten çok “Ben zaten yanlışım” hissine yaklaşır. Bu ayrım önemlidir. Suçluluk davranışla ilgiliyken, utanç kişinin özüne yerleşir. Bu yüzden yetişkinlikte kişi başarı kazansa bile içten içe yetersiz hissedebilir; sevildiğinde bile gerçekten sevilebilir biri olduğuna inanmakta zorlanabilir.

 

Dış dünyaya bakışımız nasıl etkilenir?

   Zor bir anneyle kurulan ilişki, yalnızca anneyle olan bağı değil, kişinin dış dünyaya bakışını da şekillendirir. Çocuk, dünyayı önce bakım verenin yüzünden tanır. Eğer bakım veren kişi eleştirel, tutarsız, cezalandırıcı ya da mesafeliyse, çocuk bilinçdışı olarak dünyayı da benzer bir yer gibi algılamaya başlayabilir. Bu nedenle yetişkinlikte kişi insanlara kolay güvenemeyebilir, yakınlık kurmak isterken aynı anda geri çekilebilir ya da sürekli bir hayal kırıklığına hazırlıklı yaşayabilir. Bazı insanlar bunun sonucunda aşırı mesafeli olur, bazıları ise tam tersine terk edilmemek için aşırı uyumlu hale gelir. Görünürde farklı olsalar da, ikisinin de kökünde aynı ihtiyaç vardır: incinmeden bağ kurabilmek.

 

Kendilik algımız nasıl şekillenir?

  Bu deneyim kendilik algısını da derinden etkiler. Çocuk, annesinin ona nasıl baktığını zamanla kendi iç sesi haline getirir. Eğer çocuk sık sık eleştirildiyse, küçümsendiyse ya da yeterli görülmediyse, yetişkinlikte de içinde sürekli konuşan bir eleştirmen taşıyabilir. Bu iç ses kişiye “daha iyi olmalısın”, “yetersizsin”, “hata yaparsan değerini kaybedersin” gibi mesajlar verir. Böylece kişi artık annesi yanında olmasa bile, onun kurduğu baskı içeride yaşamaya devam eder. Bu yüzden bazı insanlar dinlenirken bile huzursuz hisseder; çünkü değerlerini sadece üretkenlik, başarı ya da başkalarını memnun etme üzerinden ölçmeyi öğrenmişlerdir.

   Duygularla ilişki de bu süreçte yaralanabilir. Çocukken üzüntüsü küçümsenen, öfkesi bastırılan ya da korkusu alaya alınan bir çocuk, büyüdüğünde kendi duygularına güvenmekte zorlanabilir. Ne hissettiğini bilir ama hissettiğinin “haklı” olup olmadığından emin olamaz. Bir ilişkide kırıldığında önce karşısındakini değil kendini sorgular; “Acaba ben mi abarttım?” diye düşünür. Bu durum özellikle yakın ilişkilerde kişinin sınır koymasını zorlaştırır. Kişi bir yandan incinir, bir yandan da incinmeye hakkı olup olmadığını tartar. Bu da onu hem duygusal olarak yorar hem de ilişkilerde tekrar tekrar benzer döngülere sokar.

 

Bizi nasıl davranışlara iter?

   Zor bir anneyle büyümenin davranışlara yansıması çoğu zaman dışarıdan “kişilik özelliği” gibi görünür, ama çoğu aslında öğrenilmiş hayatta kalma biçimleridir. Bazı insanlar aşırı uyumlu olur; herkesi memnun etmeye çalışır, çatışmadan kaçar, kendi ihtiyaçlarını geri plana atar. Çünkü çocukken huzuru korumanın yolu sessiz kalmak ve sorun çıkarmamak olmuştur. Bazıları ise aşırı kontrollü hale gelir; her şeyi planlamak, belirsizliği azaltmak ve hata riskini en aza indirmek ister. Bunun temelinde de çocuklukta kontrol edilemeyen bir duygusal ortamda büyümenin yarattığı güvensizlik vardır. Bazı kişiler yakınlık kurdukça geri çekilir; bağımsız görünür ama aslında ihtiyaç duyduğunda kimseye yaslanamaz. Bazıları ise çok uzun süre susup biriktirir, sonra beklenmedik anlarda yoğun öfke patlamaları yaşar. Tüm bu davranışların ortak noktası, kişinin zamanında güvenli bir duygusal alan bulamamış olmasıdır.

 

İyileşme nerede başlar?

 İyileşme açısından en kıymetli noktalardan biri, kişinin yaşadığını inkâr etmeden görebilmesidir. Çünkü zor aile ortamlarında büyüyen birçok kişi, yaşadıklarını yıllarca küçümseyerek anlatır: “Aslında annem kötü biri değildi”, “Ben de zor bir çocuktum”, “Abartmamak lazım.” Elbette ebeveynleri tek boyutlu kötü figürler olarak görmek gerçekçi değildir; ama yaşanan etkinin üzerini örtmek de iyileşmeyi geciktirir. İyileşme çoğu zaman suçlamakla değil, önce adını koymakla başlar. Kişi ancak “Evet, bu beni etkiledi” diyebildiğinde, kendi hayatını geçmişin gölgesinden ayırmaya başlayabilir.

 

Son Kısım: Kendime söylemem gerekenler.

  Burada önemli bir nokta da şudur: Zor bir anneyle büyümüş olmak, kişinin hayat boyu aynı döngüleri yaşayacağı anlamına gelmez. Bu geçmiş, kişinin kaderi değildir. Ama fark edilmediğinde ilişkilerde, iş yaşamında, kendilik değerinde ve duygusal tepkilerde tekrar tekrar kendini gösterebilir. Bu yüzden iyileşme süreci yalnızca geçmişi konuşmak değil; bugün kurduğumuz ilişkilere, kendimizle konuşma biçimimize ve sınır koyma becerimize de bakmayı içerir. Kişi zamanla kendi içindeki eleştirel sesi fark etmeyi, duygularını geçersizleştirmeden dinlemeyi ve suçluluk duymadan “hayır” demeyi öğrenebilir. Bu dönüşüm çoğu zaman yavaş olur ama oldukça gerçek ve kalıcıdır.

   Zor bir anneyle büyüyen birçok insanın içinde iki parça birlikte yaşar: Çok güçlü olmak zorunda kalmış bir yetişkin parçası ve hâlâ görülmek, anlaşılmak, koşulsuz kabul edilmek isteyen bir çocuk parçası. İyileşme, bu iki parçayı çatıştırmak değil, birbirine yaklaştırmaktır. Kişi geçmişte geliştirdiği hayatta kalma becerilerine saygı duyarken, artık sadece hayatta kalmak değil; daha sakin, daha gerçek ve daha kendisi gibi yaşamak için yeni yollar öğrenebilir. Ve bu, çoğu insanın düşündüğünden çok daha mümkündür.

 

📋Hazırlayan: Psk. Ömer BALABAN

Kaynakça: Forward, S., & Buck, C. (2011). Zor bir ailede büyümek: Geçmişi onarmanın ve hayatını geri kazanmanın yolları (Türkçe baskı). İletişim Yayınları. (Orijinal eser: Toxic Parents: Overcoming Their Hurtful Legacy and Reclaiming Your Life)

Zor Bir Anne ile Büyümek