Logo

Sıkça Sorulan Sorular

Aşağıda, kullanıcılarımızın en sık sorduğu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz. Eğer başka bir sorunuz varsa, bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin.

Terapinin sağlıklı ve verimli ilerleyebilmesi için danışan ile uzman arasında güvene dayalı bir çalışma ilişkisi kurulması önemlidir. Danışanın kendini anlaşıldığını, kabul edildiğini ve güvenli bir alanda ifade edebildiğini hissetmesi; sürecin temelini oluşturur. Bu ilişkinin güçlenmesi ve terapi hedeflerine ulaşılabilmesi için, görüşmelere düzenli katılım önerilir. Terapi dinamik bir süreçtir; uzman, süreç boyunca danışandaki gelişimleri ve değişimleri izleyerek planı ihtiyaçlara göre günceller.

Terapi süresi ve görüşme sıklığı; başvurulan konunun niteliğine, yaşanan güçlüğün şiddetine, ne kadar süredir devam ettiğine ve danışanın hedeflerine göre kişiden kişiye değişkenlik gösterebilir. Uygulamada en sık tercih edilen görüşme aralığı haftada bir olmakla birlikte, bazı durumlarda daha sık ya da daha seyrek görüşmeler planlanabilir. Bu noktada danışanın, kendi sürecine ilişkin uzmanın önerdiği görüşme düzenine uyması önem taşır.

Psikoterapi, başlangıcı ve tamamlanma aşamaları olan planlı bir süreçtir. Bu nedenle terapiyi sonlandırma kararı, yalnızca “iyi hissetme” ya da “zorlanma” gibi anlık gerekçelerle değil; hedeflerin ne ölçüde karşılandığı, kazanımların kalıcılığı ve danışanın ihtiyaçları değerlendirilerek, uzmanla birlikte ele alınmalıdır. Sağlıklı bir kapanış, terapide elde edilen kazanımların günlük yaşama aktarılması ve sürdürülebilir hâle gelmesi açısından önemli bir basamaktır.

Terapi ilişkisinin etkili biçimde kurulabilmesi ve çalışmanın derinleşebilmesi için görüşmelerin ayda birden daha sık yürütülmesi genellikle önerilir. Çünkü terapi; tekrar eden düşünce ve inanç örüntülerinin, duygusal tepkilerin ve yaşam olaylarının anlamlandırıldığı; zaman içinde katman katman ilerleyen bir süreçtir.

Bazı danışanlar, birkaç görüşme sonrasında yeterli değişimi göremediğini düşünerek süreci erken sonlandırabilmektedir. Oysa uzun süredir devam eden ve yaşam işlevselliğini etkileyen düşünce kalıplarının, duygusal yüklerin ve davranış örüntülerinin kısa sürede tamamen ele alınması çoğu zaman mümkün değildir. Kalıcı değişim; farkındalık, düzenli çalışma ve yeni becerilerin yaşamın içine yerleştirilmesiyle gerçekleşir. Bu nedenle, kendinizin/ailenizin/çocuğunuzun psikolojik iyilik hâlinin artması ve elde edilen kazanımların terapi dışındaki zamanlarda da sürdürülebilir olması için psikoterapi sürecine devam etmek önemli bir yatırımdır.

Psikoterapi; en genel anlamıyla bireyin düşünce, duygu ve davranış örüntülerini, konuşma ve ilişki kurma yolları aracılığıyla ele alarak değişim ve iyileşmeyi hedefleyen profesyonel bir yardım sürecidir. Amaç; danışanın psikolojik iyilik hâlini güçlendirmek, yaşadığı sorunları daha iyi anlamasını sağlamak ve bu sorunlarla daha işlevsel biçimde baş edebilmesine destek olmaktır. Psikoterapi, psikoloji ve psikiyatri alanlarında üretilen bilimsel bilgiye dayanır; bireyin kendisi ve çevresi için güçlük yaratan belirtilerin hafiflemesi ve yaşam kalitesinin artması adına uygun teknik ve yaklaşımların planlı şekilde uygulanmasını içerir.

Psikoterapinin temel bileşenlerinden biri, uzman ile danışan arasında kurulan güven temelli iş birliği ilişkisidir. Bu olumlu çalışma ilişkisi “terapötik ittifak” olarak adlandırılır ve terapi sürecinin verimliliğini belirleyen en önemli unsurlardan biridir.

Dünya genelinde farklı kuramsal temellere dayanan çok sayıda psikoterapi yöntemi bulunmaktadır. Bu yöntemler arasında kanıta dayalı (etkililiği bilimsel araştırmalarla desteklenmiş) yaklaşımlar öne çıkmakta ve güncel klinik uygulamalarda sıklıkla tercih edilmektedir. Ruh sağlığı alanında çalışan uzmanlar; danışanın başvuru nedeni, mevcut yaşam koşulları, ihtiyaçları ve tercihleri doğrultusunda uygun yöntemi belirleyebilir. Uzman, belirli bir terapi ekolü çerçevesinde ilerleyebileceği gibi, danışanın ihtiyacına göre farklı yaklaşımlardan yararlanan eklektik bir çerçeveyle de çalışabilir.

Psikoterapi ekolleri, ortaya çıktıkları dönemin ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde şekillenmiş; zaman içinde klinik deneyim ve bilimsel birikimle günümüz koşullarına uyarlanmıştır. Öğrenme ilkeleri ve davranışçı kuramlar, psikodinamik yaklaşımlar, varoluşçu düşünce gibi farklı kuramsal zeminler psikoterapi yöntemlerinin temelini oluşturur. Terapi planı; danışanın hedeflerine ve beklentilerine göre yapılandırılır. Bu kapsamda bireysel psikoterapi, grup psikoterapisi, aile/çift terapisi ve oyun terapisi gibi farklı uygulama alanları bulunmaktadır.

Günümüzde klinik alanda yaygın biçimde kullanılan yaklaşımlar arasında Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Şema Terapi, Aile Terapisi, Psikodrama, Varoluşçu Terapi, Oyun Terapisi ve EMDR yer alır.

Terapi yaklaşımından bağımsız olarak, güncel psikoterapi araştırmaları özellikle iki noktaya dikkat çeker:
• Uzman–danışan arasında kurulan ilişkinin niteliği,
• Danışanın yaşadığı güçlükleri anlama biçimi ve geliştirdiği farkındalık/içgörü.

Terapi sürecinde danışanın kendi yaşantısına daha yakından bakabilmesi; tekrar eden duygu ve davranış döngülerini tanıması, zorlanmaların oluşumunda kendi payını görebilmesi ve değişim alanlarını fark etmesi hedeflenir. Bu farkındalık, sorunun tüm sorumluluğunu dış etkenlere yüklemek yerine, kişinin kendi yaşamına dair sorumluluk almasını ve daha işlevsel seçimler geliştirmesini destekler. Psikoterapi, bireyin kendi iç dünyasını daha iyi anlamasına ve yaşamını daha bilinçli biçimde yapılandırmasına alan açan bir süreçtir.

Psikoterapi, bir yönüyle bilime; bir yönüyle de insani temasın inceliğine dayanır. Bilimsel kuramlar ışığında ilerlerken, danışanı yargılamadan dinlemek, güvenli bir ilişki kurmak, farklı inanç ve yaşam deneyimleri karşısında saygılı ve esnek kalabilmek; terapi sürecinin “sanat” tarafını oluşturan ve iyileşmeyi taşıyan temel unsurlardandır.

Psikoloji; bireyin bilişsel süreçlerini, duygularını ve davranışlarını bilimsel yöntemlerle inceleyen; bu süreçlerin nasıl ortaya çıktığını, nasıl sürdüğünü, hangi koşullarda değiştirilebildiğini ve belirli ölçüde öngörülebilirliğini araştıran bir bilim dalıdır. Psikolog ise bu alanda eğitim almış, etik ilkeler ve mesleki standartlar çerçevesinde psikoloji bilgisini uygulamaya aktaran meslek mensubudur. Psikolog unvanı, lise eğitiminin ardından psikoloji alanında dört yıllık lisans programının tamamlanmasıyla kazanılır.

Psikoloji eğitimi, kuramsal altyapının yanı sıra uygulamaya dönük bir yetkinlik gelişimini de içerir. Ortalama bir psikoloji lisans mezunu, eğitim süreci boyunca kuramsal ve uygulamalı çok sayıda psikoloji içerikli dersi tamamlar; lisansüstü düzeyde ise öğrenciler, alanlarında derinleşmek ve uzmanlaşmak üzere ek dersler, süpervizyon ve araştırma süreçleriyle ilerler. Bu eğitim hattı, psikoloji alanının yüksek mesleki standartlarını ve yetkinlik temelli yaklaşımını yansıtır.

Bununla birlikte psikolojik değerlendirme; psikolojik testlerin seçimi, uygulanması, puanlanması ve yorumlanması gibi aşamaları kapsayan, titizlik gerektiren bir sorumluluk alanıdır. Bilimsel geçerlilik–güvenirlik ilkeleri doğrultusunda yürütülen değerlendirme süreçleri, bireyin ihtiyaçlarının doğru anlaşılması ve uygun yönlendirme/müdahale planının oluşturulması açısından önemli bir bileşendir.

Psikoloji bilimi; deneysel araştırmalarla ilerleyen Deneysel Psikoloji, bireyin toplumsal bağlamdaki tutum ve davranışlarını ele alan Sosyal Psikoloji, yaşam boyu değişimi inceleyen Gelişim Psikolojisi ve davranışsal-duygusal güçlükleri değerlendirme ve müdahale boyutuyla ele alan Klinik Psikoloji gibi temel alt alanlardan oluşur. Günümüzde psikoloji, bu temel alanlardan türeyen ve çeşitlenen çok sayıda uzmanlık alanına sahip geniş bir bilim ve meslek disiplinidir. Örnek olarak Okul Psikolojisi, Sağlık Psikolojisi, Nöropsikoloji, Endüstri ve Örgüt Psikolojisi, Adli Psikoloji, Spor Psikolojisi, Trafik Psikolojisi ve Psikometri sayılabilir.

Toplumda “psikolog” denildiğinde çoğunlukla klinik alanda çalışan ruh sağlığı profesyonelleri akla gelse de, psikologların çalışma alanı insan davranışının yer aldığı tüm bireysel ve toplumsal süreçleri kapsar. İlişki güçlükleri, şiddet ve çatışma döngüleri, sağlığa zarar veren alışkanlıklar, okul ve uyum problemleri, sınav kaygısı, boşanma süreçleri, fobiler, cinsel işlev sorunları, konuşma güçlükleri gibi pek çok başlık; psikolojik bakış açısıyla değerlendirilip ele alınabilen alanlar arasındadır. Psikologlar; bilimsel yöntemle veri toplama, analiz etme, riskleri belirleme, önleyici çalışmalar planlama ve uygun müdahale stratejileri geliştirme yoluyla bireylerin ve toplumun iyilik hâline katkı sunarlar.

Terapi süresi herkes için aynı değildir çünkü terapiyi etkileyen birçok değişken vardır. Örneğin; yaşadığınız problemin niteliği, bu sorunun ne kadar süredir devam ettiği, sizin terapiye getirdiğiniz beklentiler, seanslara düzenli katılımınız ve terapötik ilişkiye olan açıklığınız bu süreyi belirler.

Kimi danışan birkaç seanslık kısa süreli bir destekle ihtiyaç duyduğu rahatlamayı bulabilir, kimileri ise daha derin köklere inmek, yaşam boyu gelişmiş örüntüleri anlamak ve dönüştürmek için daha uzun bir sürece ihtiyaç duyar. Terapiyi bir “maraton” gibi düşünmek daha doğru olur: acele edilmeden, adım adım gidilen, kişinin temposuna göre şekillenen bir yolculuktur.