Logo
Yakın İlişkilerin Hayat Boyu Etkisi

Her birey hayatının en az bir döneminde yakın ilişkiye ihtiyaç duymuştur, değil mi? Evet, yakın ilişkilere hayatımızın bazı anlarında ya da geri kalanında ihtiyaç duyuyor ve buna yönelik bir hayat inşa ediyoruz. Peki ama neden?

Yakın ilişkiler, bazı duygu ve deneyimlerin yaşandığı özel alanlardan biridir. Kişi, yakın ilişkiler içerisinde hayatın anlamını ve amacını deneyimleyerek öğrenir; kim olduğunu, neleri tolere edebileceğini ve neleri başarabileceğini bu bağlar sayesinde keşfeder.

Ayrıca Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde yer alan sevme ve sevilme ihtiyacımızın karşılandığı en özel alanlardan biridir. Bu ihtiyaç karşılanmadığında ortaya çıkan yalnızlığın kişiye maliyeti oldukça ağır olabilir.

Yalnızlığın Bedeli

Evet, yalnızlığın daha önce de belirttiğimiz gibi maliyeti ve bedeli vardır. Peki, bu bedel nasıl ödenir?

Biyolojik olarak yalnızlık; uyku düzeninin bozulması, metabolik iltihaplanma, ağrı duyarlılığı ve kardiyovasküler problemler şeklinde vücudun işleyişinde ciddi değişimlere sebep olabilir. Bilişsel yeteneklerimiz de bu durumdan etkilenir. Dikkat dağınıklığı, odaklanma problemleri, ruminasyon yani zihinsel geviş getirme ve tehdit odaklı düşünceler zihnimizi ele geçirebilir.Tabii ki psikolojik bedelleri de unutmamak gerekir: Depresyon, kaygı, yaşamın anlamsızlaşması, öz saygıda düşüş ve hatta öz kıyıma yani intihara kadar giden süreçler yalnızlığın karanlık yüzüdür.Bu durum davranışlara da yansır; öz bakım azalır, hareketsizlik başlar ve madde kullanımı görülebilir.

Bu bedelleri sadece birey ödemez; toplumun da ödediği bir bedel vardır. Yalnız yaşayan kişilerin iş verimi düşebildiği için ekonomik kayıplar oluşur. Ayrıca sağlık problemleri arttığı için sağlık hizmetlerine binen yük ağırlaşır. Son yapılan araştırmalarda, yalnızlığın etkisiyle günlük sağlık hizmetlerine ayrılan bütçenin 2 milyar dolar olduğu tahmin edilmektedir.

El Ele Tutuşma Çalışması (Hand-Holding Study)

Yakın ilişkilerin önemini açıklayan çok çarpıcı bir deneyden bahsetmek bu noktada yerinde olacaktır. James Coan ve arkadaşları tarafından yapılan bu çalışmada, kadın katılımcılar kendilerine hafif bir elektrik şoku verileceği söylendiğinde fMRI cihazıyla izlenmiştir.

Deneyin sonucunda görülmüştür ki katılımcılar yabancı birinin elini tuttuğunda beyindeki stres tepkisi bir miktar azalırken, eşlerinin elini tuttuklarında bu stres tepkisi ve korku bölgesi dramatik bir şekilde sakinleşmiştir.

İlişki kalitesi ne kadar yüksekse, beynin strese verdiği yanıt da o kadar düşük çıkmıştır. Bu da bize güvenli bir yakın ilişkinin, acı ve stres karşısında biyolojik bir “tampon” görevi gördüğünü göstermektedir.

Yakın İlişkilerin Karanlık Yanı Yok mu?

Tabii ki her iyi şeyin bir kötü yanı olduğu gibi, yakın ilişkilerin de riskleri mevcuttur. Yakın ilişki içindeyken kişi partnerine karşı savunmasız kalabilir, takdir edilmediğini hissedebilir, kıskançlık ve aşk acısı deneyimleyebilir. Hatta taciz, ihanet, şiddet ve ölüm gibi trajik durumlarla karşılaşabilir.

İstatistikler de bu durumu desteklemektedir: Sadece Birleşik Devletler’deki verilere göre her yıl yaklaşık 4.8 milyon kadın ve 2.9 milyon erkek partnerleri tarafından saldırıya uğramaktadır (Tjaden & Thoennes, 2000).

İlişki Durumu ve Mutluluk İlişkisi

Tüm risklere rağmen yakın ilişkinin mutluluk ve iyi oluş üzerindeki etkisi göz ardı edilemez. Araştırmalar; evli insanların, boşanmış, ayrı yaşayan ya da eşi vefat etmiş kişilere göre hayatlarından daha memnun olduğunu göstermektedir.Hatta evli bireyler, evlilik dışı birlikte yaşayanlara göre; beraber yaşayanlar ise yalnız yaşayanlara göre daha mutlu olduklarını belirtmektedir.

Peki, bu bekar insanların mutsuzluğa mahkûm olduğu anlamına mı gelir? Tabii ki hayır. Bekar insanlar sosyal çevrelerinde güçlü bağlar kurdukları takdirde mutluluk oranları artmaktadır. Hatta kalitesiz bir evliliğe sahip olanlar, sosyal ağı güçlü bekarlara göre daha mutsuz bir hayat sürebilmektedir. Evli olmak bir “mutluluk garantisi” değil, bir sürdürülebilirlik meselesidir.

Yakın İlişkiler Mutluluk Seviyemizi Neden Bu Kadar Etkiliyor?

Yakın ilişkilerin hayatımızdaki rolü sadece duygusal bir tatminden ibaret değildir. Araştırmalar, bu bağların üç temel sacayağı üzerinde yükseldiğini ve mutluluğumuzu doğrudan şekillendirdiğini göstermektedir.

1. Fiziksel Sağlığımız Üzerindeki Koruyucu Etki

İlişkilerimiz kelimenin tam anlamıyla “hayat kurtarıcı” olabilir. Bilimsel veriler bu durumu şöyle özetlemektedir:

Bağışıklık Gücü:
İlişkilerindeki çatışmaları çözebilen bireylerin, virüslere maruz kaldıklarında soğuk algınlığına yakalanma riski çok daha düşüktür (Cohen vd., 1998).

Hızlı İyileşme:
Çatışmanın az olduğu, huzurlu ilişkilerde kalp-damar sistemi ve bağışıklık fonksiyonları daha güçlü çalışır; bu da vücudun yaraları ve hastalıkları daha hızlı iyileştirmesini sağlar (Kiecolt-Glaser vd., 1993, 2005).

Hastalıklarla Mücadele:
Evli bireylerin kanser tanısı alma, yetersiz bakım alma veya kanser nedeniyle hayatını kaybetme olasılığı, bekar bireylere göre daha düşüktür (Aizer vd., 2013).

Uzun Yaşamın Sırrı:
Kaliteli bir ilişki ve evliliğe duyulan bağlılık, ömrü uzatan önemli faktörlerden biridir (Sbarra, Law & Portley, 2011; Kaplan & Kronick, 2006).

Örneğin, kalp krizi sonrası mutlu bir ilişkisi olan hastaların 4 yıl içinde hayatta kalma oranı %70 iken, mutsuz ilişkilerde bu oran %45’e kadar düşmektedir (Coyne vd., 2001).

2. Cinsel Yakınlık ve Yaşam Tatmini

Cinsel birliktelik, günlük hayatta mutluluk seviyesini artıran temel aktivitelerden biri olarak kabul edilmektedir (Kahneman vd., 2004). Ancak burada önemli bir ayrıntı vardır: Bu mutluluk, sanılanın aksine tek gecelik ilişkilerde değil, stabil bir partnerlikte daha belirgin hâle gelmektedir.

Veriler, bir partnerle yaşayan veya evli olan bireylerin, partneri olmayanlara göre çok daha sık ve tatmin edici cinsel deneyim yaşadığını göstermektedir (Twenge, Sherman ve Wells, 2017).

3. Finansal Refah ve Güvenlik

Ekonomik durum ile iyi oluş hâli arasında yadsınamaz bir bağ vardır. Evli olmanın, mutluluk üzerinde yıllık yaklaşık 100.000 dolarlık bir gelir artışına eşdeğer bir etkisi olduğu hesaplanmıştır (Blanchflower & Oswald, 2004).

Evli kalan bireyler, diğer gruplara göre daha fazla mal varlığı biriktirebilirken; boşanma ciddi bir finansal yıkıma neden olabilir. Özellikle kadınlar bu durumda daha savunmasızdır; boşanma sonrası ev halkı geliri ortalama %58 oranında düşebilmektedir (Avellar & Smock, 2005).

Yakın İlişki Mutluluğun Tek Gerçek Sebebi mi?

Tüm bunlara bakıldığında akla şu soru gelmektedir: Yakın ilişki, mutluluğun gerçek nedeni midir?

Aslında durum tam olarak öyle değildir. Zaten mutlu ve sağlıklı olan insanlar yakın ilişki yaşamaya daha yatkın olabilirler. Daha mutlu olan insanlar, bekar kalmaktansa evlenmeye daha eğilimlidir ve evlenmeden önce daha mutlu olan insanların boşanma olasılığı daha düşüktür (Marks & Fleming, 1999; Stutzer & Frey, 2006). Buna “seçim etkisi” diyoruz. Mutluluk, insanları belirli türdeki birliktelikleri seçmeye doğru yönlendirebilir. Yani burada daha iyi bir ilişki sağlayan şey, yalnızca ilişkinin kendisi değil; bireyin başlangıçtaki mutluluk seviyesi de olabilir.

Peki, başlangıçta mutlu olmayan kişiler yakın ilişkide mutlu olamaz mı? Mutsuzluğa mı mahkûmdurlar? Elbette hayır.

Başlangıçta insanlar mutsuz olsalar bile, yakın ilişkinin iyi oluşu artıran bir etkisi ve hayata çok yönlü faydaları vardır. Bu sayede kişiler, başlangıçta mutsuz olsalar dahi yakın ilişki içerisinde mutluluğa erişebilirler. Buna da “koruma etkisi” diyoruz.

Yapılan araştırmalarla yakın ilişkinin kişiyi nasıl koruduğunu daha iyi anlayabiliriz:

  • İlişkide olan insanların, hiç evlenmemiş veya boşanmış olanlara göre gerçekten daha iyi bir ruh sağlığına sahip olduğu görülmektedir (Horn, Xu, Beam, Turkheimer ve Emery, 2013).
  • Başlangıç özellikleri benzer olan genç yetişkinler üzerinde yapılan bir çalışmada, evlenenler ile bekar kalanların 7 yıllık değişimleri incelenmiş; evlenenlerdeki olumlu değişimin çok daha büyük ve hızlı gerçekleştiği saptanmıştır (Horwitz, White & Howell-White, 1996).

Ebeveyn İlişkisinin Çocuk Üzerindeki Etkisi

Peki partnerimizle olan ilişkimiz çocuğumuzu nasıl etkiler? Ya da bizlerin ebeveynleri arasındaki ilişki, bizleri nasıl etkiledi?

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki yakın ilişkinin durumu, çocukların iyi olma hâlini doğrudan etkileyebilir. Hatta bu durum, yoksulluk ihtimalini ırk veya eğitim seviyesinden daha fazla etkileyebilmektedir. Araştırmalar; evlilik dışı birlikte yaşayanların ve tek ebeveynli ailelerin çocuklarının, evli ebeveynlerin çocuklarına kıyasla daha fazla davranışsal ve duygusal sorun yaşadığını, okul çalışmalarına ise daha az katılım gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bunun temel nedenleri arasında finansal kaynakların azalması, sosyal destek sistemlerinin eksikliği, eğitim ve iş imkânlarının kısıtlanması yer almaktadır.

Ebeveynleri arasında yoğun çatışma ve tartışma yaşanan çocuklarda sürekli bir üzüntü hâli ve duygusal güven azalması gözlemlenir. Kendini güvensiz hisseden çocuklar, akranlarına karşı daha saldırgan ve problemli davranışlar sergileme eğilimindedir (Cummings, Goeke-Morey ve Papp, 2003). Bu çatışmalar çocukları biyolojik olarak da etkileyebilir: Uyku kaliteleri azalır, fiziksel sağlıkları olumsuz etkilenir ve hatta erken ergenlik süreci tetiklenebilir. Bu durum oldukça risklidir; çünkü çocuğun zihni henüz çocuk gibi düşünmeye devam ederken, bedeni yetişkinliğe doğru yönelmeye başlar. Bu bedensel ve zihinsel uyumsuzluk, çocuğun kendi içinde derin çatışmalar yaşamasına sebep olabilir.

Ayrıca evlilik içi çatışmalar, çocukta anne ve babaya karşı zayıf bağlanmayı beraberinde getirebilir. Bu durum, çocuğun akranlarıyla kurduğu bağların da zayıf kalmasına yol açabilir. Tüm bu bağlanma sorunlarının sonucunda ise internet ve ekran bağımlılığı gibi duygusal kaçış alanları gelişebilir; çocuk yalnızlaşabilir ve sanal dünyayı bir kaçış alanı olarak kullanabilir.

Bu Etki Çocuklar Büyüdüğünde Kaybolur mu?

Cevap hayır. Bu etki, doğrudan olmasa bile dolaylı yollarla yetişkinlikte de devam edebilir ve çocuğun kendi ailesini kurduğunda ilişkisini nasıl yöneteceğini etkileyebilir.

Örneğin, ebeveynlerinin evliliği problemli olan çocuklar, büyüdüklerinde:

  • Daha az eğitim alma,
  • Ebeveynleriyle daha mesafeli ilişkilere sahip olma,
  • Kendi ebeveynlik süreçlerinde daha fazla gerginlik yaşama,
  • Kendi ilişkilerinde daha fazla sorun deneyimleme eğiliminde olabilirler.

Bu durum, maalesef kendi çocuklarının da büyüdüğünde benzer yolu takip etmelerine neden olan bir döngü yaratabilir (Amato & Cheadle, 2005).

Önemli bir not olarak; bu durum genetik bir bileşenle açıklanamaz. Yani bu olumsuz etkilerin yalnızca genetikten kaynaklandığını söylemek doğru değildir.

Bir Çocuğun Kaderi Tamamen Ebeveynlerine mi Bağlıdır?

“Tamamen bağlıdır” demek yanlış olur; ancak bu durumun olumsuz ihtimalleri %10-20 oranında artırdığı söylenebilir. Öte yandan, ebeveynleri sağlıksız ilişkiye sahip olmasına rağmen kendi hayatında oldukça sağlıklı ilişkiler kuran bireyler de vardır. Bu durum büyük ölçüde kişinin psikolojik dayanıklılığı ile ilgilidir. Psikolojik dayanıklılığı güçlü olan kişiler, yaşadıkları zorlayıcı deneyimlerden ders çıkarabilir ve bu deneyimlerden güçlenerek çıkabilirler.

Yani kısaca ifade etmek gerekirse:

Aile geçmişi haritayı çizer ama o yolu yürümeyi zorunlu kılmaz.

 

📋Hazırlayan:  A.P.A. Temsilcisi Nazlıcan TETİK

Kaynakça: Aizer, A. A., Chen, M. H., McCarthy, E. P., Mendu, M. L., Koo, S., Wilhite, T. J., ... & Nguyen, P. L. (2013). Kanser hastalarında medeni durum ve hayatta kalma oranları. Journal of Clinical Oncology, 31(31), 3869–3876.

Amato, P. R., & Cheadle, J. (2005). Nesiller boyu süregelen evlilik istikrarsızlığı: İlişki becerileri mi yoksa evliliğe bağlılık mı? Journal of Marriage and Family, 67(1), 33–47.

Avellar, S., & Smock, P. J. (2005). Birlikte yaşama sonlanmasının ekonomik sonuçları. Journal of Marriage and Family, 67(2), 315–327.

Blanchflower, D. G., & Oswald, A. J. (2004). Para, seks ve mutluluk: Ampirik bir çalışma. Scandinavian Journal of Economics, 106(3), 393–415.

Cohen, S., Frank, E., Doyle, W. J., Skoner, D. P., Rabin, B. S., & Gwaltney, J. M., Jr. (1998). Sağlıklı yetişkinlerde soğuk algınlığına duyarlılığı artıran stres türleri. Health Psychology, 17(3), 214–223.

Coyne, J. C., Rohrbaugh, M. J., Shoham, V., Sonnega, J. S., Nicklas, J. M., & Cranford, J. A. (2001). Kalp yetmezliğinde hayatta kalma için evlilik kalitesinin prognostik önemi. The American Journal of Cardiology, 88(5), 526–529.

Cummings, E. M., Goeke-Morey, M. C., & Papp, L. M. (2003). Çocukların evdeki günlük evlilik çatışması taktiklerine verdikleri tepkiler. Child Development, 74(6), 1918–1929.

Hirschl, T. A., Altobelli, J., & Rank, M. R. (2003). Evlilik zenginlik olasılığını artırır mı? Yaşam seyri olasılıklarını keşfetmek. Journal of Marriage and Family, 65(4), 927–938.

Horn, E. E., Xu, Y., Beam, C. R., Turkheimer, E., & Emery, R. E. (2013). Evliliğin fiziksel sağlık üzerindeki faydalarını açıklamak: Genler mi, seçim mi, yoksa nedensellik mi? Journal of Family Psychology, 27(6), 857–866.

Horwitz, A. V., White, H. R., & Howell-White, S. (1996). Yaşam olaylarının etkilerini araştırmada birden fazla sonuç kullanımı: Evlilik örneği. Journal of Health and Social Behavior, 37(3), 278–291.

Kahneman, D., Krueger, A. B., Schkade, D. A., Schwarz, N., & Stone, A. A. (2004). Günlük yaşam deneyimini karakterize etmek için bir anket yöntemi: Günlük yeniden yapılandırma yöntemi. Science, 306(5702), 1776–1780.

Kaplan, R. M., & Kronick, R. G. (2006). Amerika Birleşik Devletleri nüfusunda medeni durum ve uzun ömürlülük. Journal of Epidemiology & Community Health, 60(9), 760–765.

Kiecolt-Glaser, J. K., Loving, T. J., Stowell, J. R., Malarkey, W. B., Lemeshow, S., ... & Glaser, R. (2005). Düşmanca evlilik etkileşimleri, proinflamatuar sitokin üretimi ve yara iyileşmesi. Archives of General Psychiatry, 62(12), 1377–1384.

Kiecolt-Glaser, J. K., Malarkey, W. B., Chee, M. A., Newton, T., Cacioppo, J. T., & Glaser, R. (1993). Evlilik çatışması sırasındaki olumsuz davranışlar, immünolojik zayıflama ile ilişkilidir. Psychosomatic Medicine, 55(5), 395–409.

Marks, G. N., & Fleming, N. (1999). Avustralyalı gençler arasında refahın etkileri ve sonuçları: 1980–1995. Social Indicators Research, 46(3), 301–323.

Sbarra, D. A., Law, R. W., & Portley, R. M. (2011). Boşanma ve ölüm: Klinik, sosyal ve sağlık psikolojisi için bir meta-analiz ve araştırma gündemi. Perspectives on Psychological Science, 6(5), 454–474.

Slatcher, R. B., Trombello, J. M., & McGinn, M. S. (2014). Evliliğin biyolojik temelleri: Yeni Aile Sağlığı Çalışması'ndan içgörüler. Journal of Family Psychology, 28(1), 5–16.

Stutzer, A., & Frey, B. S. (2006). Evlilik insanları mutlu mu eder, yoksa mutlu insanlar mı evlenir? The Journal of Socio-Economics, 35(2), 326–347.

Tjaden, P., & Thoennes, N. (2000). Eş şiddetinin kapsamı, doğası ve sonuçları: Kadına Yönelik Şiddet Ulusal Araştırması Bulguları. Ulusal Adalet Enstitüsü.

Twenge, J. M., Sherman, R. A., & Wells, B. E. (2017). Amerikalı yetişkinler arasında cinsel sıklıkta düşüş, 1989–2014. Archives of Sexual Behavior, 46(8), 2389–2401.

Yakın İlişkilerin Hayat Boyu Etkisi