Logo
Sosyal İzolasyon / Yabancılaşma Şeması: Neden Oluşur ve Yetişkinlikte Nasıl Görülür?

Sosyal izolasyon / yabancılaşma şeması, kişinin kendisini diğer insanlardan, gruplardan ve sosyal yaşamın doğal akışından ayrı, farklı, dışarıda veya ait değilmiş gibi hissetmesiyle ilişkilidir. Bu şemada temel mesele yalnız kalmak ya da az insanla görüşmek değildir; kişi sosyal çevresi, ailesi, partneri ya da arkadaşları olsa bile içsel olarak “ben buraya ait değilim”, “ben diğerleri gibi değilim”, “beni gerçekten anlayacak kimse yok” duygusunu taşıyabilir. Bu nedenle sosyal izolasyon şeması, dışarıdan görünen sosyal yalnızlıktan çok, kişinin kendi iç dünyasında yaşadığı yabancılık, kopukluk ve ait olamama hissi ile ilgilidir.
Yani bu şema, kalabalıkların içinde bile insanın kendisini görünmez ve dışarıda hissetmesine neden olabilir.

 

Bu şemanın temelinde çoğu zaman kişinin çocukluk, ergenlik veya erken sosyal deneyimlerinde dışlanmış, anlaşılmamış, farklı hissettirilmiş ya da gruba dahil edilmemiş olması yer alır. Bazen çocuk gerçekten akranları tarafından dışlanmış, alay edilmiş, zorbalığa uğramış ya da sosyal ortamlarda yalnız bırakılmış olabilir. Bazen de aile yapısı, ekonomik durum, kültürel farklılıklar, fiziksel özellikler, mizaç, ilgi alanları, akademik başarı ya da yaşam koşulları nedeniyle kendisini çevresinden farklı hissetmiş olabilir. Ancak her zaman açık bir dışlanma yaşantısı olması gerekmez. Çocuk kalabalık bir ailede büyüse bile duygusal olarak görülmediğinde, mizacı anlaşılmadığında veya ihtiyaçları karşılanmadığında “kimse beni gerçekten anlamıyor” sonucuna varabilir. Zamanla bu yaşantılar kişinin kendisi ve ilişkiler hakkında kalıcı bir içsel inanca dönüşebilir.
Çünkü bazen insanı yalnızlaştıran şey, yanında kimsenin olmaması değil; yanında olanlar tarafından gerçekten görülmemiş olmaktır.

 

Bu şemaya sahip kişi çoğu zaman insanlar arasında olsa bile kendisini ortamın doğal bir parçası gibi hissedemez. Bir arkadaş buluşmasında, iş ortamında, aile toplantısında ya da eğitim grubunda fiziksel olarak orada bulunabilir; fakat içeride “onlar bir bütün, ben dışarıdayım”, “ben olmasam da fark etmez”, “burada fazlalık gibiyim”, “onların ortak bir dili var ama ben o dile ait değilim” gibi duygular yaşayabilir. Bu nedenle sosyal izolasyon şeması, kişinin yalnızca insanlardan uzak durmasıyla değil, insanların içindeyken bile kendisini temassız, görünmez veya ayrı hissetmesiyle kendini gösterir.
Bu yüzden sosyal izolasyon bazen yalnız kalmak değil, ilişkilerin içinde bile kendini ilişkisiz hissetmektir.

 

Güncel hayatta bu şema en çok gruplara dahil olma süreçlerinde belirginleşir. Kişi yeni bir işe başladığında, bir kursa katıldığında, arkadaş ortamına sonradan girdiğinde, mesleki bir topluluğa dahil olduğunda ya da sosyal bir etkinlikte bulunduğunda kendisini “sonradan eklenmiş” gibi hissedebilir. Diğer insanların birbirine daha yakın olduğunu, ortak bir geçmişe sahip olduklarını ya da kendisini tam olarak aralarına almadıklarını düşünebilir. Bu düşünce ve duygu hâli kişiyi sosyal ortamda daha çok gözlemci konumuna iter. Kim kiminle konuşuyor, kim bana bakmadı, kim beni davet etmedi, kim mesajıma geç döndü, kim benimle daha az ilgilendi gibi ayrıntılar yoğun biçimde takip edilir. Kişi ortamı yaşamaktan çok, dışarıda kalıp kalmadığını anlamaya çalışır.
Böylece kişi sosyal ortamın bir parçası olmak yerine, o ortamda kabul edilip edilmediğini sürekli ölçen bir gözlemciye dönüşebilir.

 

Bu içsel dikkat ve tetikte olma hâli kişinin doğal davranmasını zorlaştırır. Kişi konuşmak istese de “garip görünebilirim”, “sıkıcı bulunabilirim”, “yanlış bir şey söylersem dışlanırım” kaygısıyla kendini tutabilir. Kendini tuttukça ortama daha az katılır, daha az konuşur, daha az görünür olur. Bu kez diğer insanlar onun mesafeli, ilgisiz ya da içine kapanık olduğunu düşünebilir. Sonuçta kişi gerçekten daha az temas kurar ve bu durum onun içsel inancını güçlendirir: “Gördün mü, zaten ben ait olamıyorum.” Böylece şema kendi kendini doğrulayan bir döngü hâline gelir.
Kişi dışlanmamak için geri çekildikçe, farkında olmadan kendisini daha da dışarıda bırakan bir döngünün içine girebilir.

 

Sosyal izolasyon şeması yakın ilişkilerde de etkili olabilir. Kişi partneriyle birlikteyken bile “beni tam anlamıyor”, “onun hayatında gerçek bir yerim yok”, “başkalarıyla daha doğal ama benimle değil”, “ben yine dışarıdayım” gibi duygular yaşayabilir. Arkadaşlık ilişkilerinde ise davet edilmediği bir buluşma, geç cevaplanan bir mesaj ya da gruptaki küçük bir sessizlik doğrudan “istenmiyorum” şeklinde yorumlanabilir. Bu durum ilişkilerde alınganlık, geri çekilme, sık güvence arama, kırgınlığı içine atma veya “nasıl olsa kimse beni gerçekten istemiyor” diyerek mesafe koyma şeklinde görünebilir.
Bu şema, kişinin sevildiği ilişkilerde bile kendisini dışarıda ve güvencesiz hissetmesine yol açabilir.

 

Bu şema bazen kişinin sosyal ortamlardan kaçınmasına neden olur. Kişi davetleri reddedebilir, yeni insanlarla tanışmayı erteleyebilir, mesaj atmak istemesine rağmen atmayabilir, grup etkinliklerinden uzak durabilir ya da “ben zaten yalnızlığı seviyorum” diyerek sosyal ihtiyaçlarını bastırabilir. Burada yalnızlık her zaman gerçek bir tercih olmayabilir; bazen ait olamama ihtimalinden korunmak için seçilen güvenli bir alan hâline gelir. Kişi insanlardan uzak durduğunda kısa vadede dışlanma acısından korunur; fakat uzun vadede bağ kurma ihtimali azaldığı için yalnızlık hissi daha da güçlenir.
Yalnızlık bazen bir tercih değil, yeniden dışlanmamak için kurulmuş sessiz bir savunma olabilir.

 

Bazı kişilerde ise bu şema tam tersi yönde görünür. Kişi dışarıda kalmamak için aşırı uyumlu davranabilir. Kendi fikrini söylemeyebilir, herkes neyi seviyorsa onu seviyormuş gibi yapabilir, hayır demekte zorlanabilir, kabul görmek için kendinden fazla ödün verebilir. Dışarıdan bakıldığında sosyal ve uyumlu görünse de içeride “beni gerçek hâlimle bilseler sevmezler”, “kendim olursam gruptan dışlanırım”, “buraya ancak uyum sağlarsam ait olabilirim” düşüncesi olabilir. Bu durumda kişi ilişki kurar gibi görünür; fakat gerçek benliğini sakladığı için yine de derin bir aitlik hissedemez.
Çünkü insan kendisi olmadan kabul gördüğünde, aslında aitlik değil yalnızca uyum sağlamışlık yaşar.

 

İş ve meslek yaşamında sosyal izolasyon şeması, kişinin ekip içinde kendisini doğal bir üye gibi hissedememesiyle ortaya çıkabilir. Toplantılarda fikrini söylemekten kaçınabilir, mesleki gruplarda kendisini yeterince “o çevreden” hissetmeyebilir, ekip arkadaşlarının arasındaki yakınlığı kendisine yönelik dışlanma gibi yorumlayabilir. Başarılı olsa bile “ben aslında buraya ait değilim” duygusu devam edebilir. Bu durum kişinin görünür olmasını, network kurmasını, destek istemesini ve mesleki ilişkiler geliştirmesini zorlaştırabilir.
Bu nedenle sosyal izolasyon şeması, kişinin yalnızca özel ilişkilerini değil, mesleki görünürlüğünü ve potansiyelini de sınırlayabilir.

 

Sosyal medya da bu şemayı kolayca tetikleyebilir. Kişi başkalarının birlikte vakit geçirdiğini gördüğünde, davet edilmediği bir etkinliği fark ettiğinde ya da kendi paylaşımına beklediği ilgiyi alamadığında “herkesin bir çevresi var, benim yok”, “ben kimsenin önceliği değilim”, “yine dışarıda bırakıldım” gibi sonuçlara varabilir. Böylece sosyal medya, kişinin zaten var olan ait olamama duygusunu güçlendiren bir karşılaştırma alanına dönüşebilir.
Ekranda görülen başkalarının birlikteliği, kişinin kendi yalnızlığını olduğundan daha keskin ve gerçek hissetmesine neden olabilir.

 

Özetle sosyal izolasyon / yabancılaşma şeması, kişinin insanlardan yalnızca fiziksel olarak uzak kalması değil; ilişkilerin içinde bile kendisini dışarıda, farklı, anlaşılmamış ve ait değilmiş gibi hissetmesidir. Bu şema geçmişteki dışlanma, anlaşılmama veya farklı hissettirilme yaşantılarıyla gelişebilir; yetişkinlikte ise sosyal ortamlardan kaçınma, gruplara dahil olamama, yakın ilişkilerde bile yalnız hissetme, aşırı uyum sağlama ya da insanlardan uzak durma şeklinde kendini gösterebilir. En temel döngü şudur: kişi ait olamayacağını düşündükçe kendini geri çeker; geri çekildikçe bağ kurma ihtimali azalır; bağ kuramadıkça da “ben zaten ait olamıyorum” inancı daha da güçlenir.
Bu şemanın en acı tarafı, kişinin ait olmayı çok isterken kendisini aitlik ihtimalinden adım adım uzaklaştırmasıdır.

 

 

📋Hazırlayan:  Psk.Ömer BALABAN

Kaynakça: Beck, J. S. (2020). Bilişsel davranışçı terapi: Temeller ve ötesi (3. baskı). Guilford Press.

Clark, D. M. ve Wells, A. (1995). Sosyal fobinin bilişsel modeli. R. G. Heimberg, M. R. Liebowitz, D. A. Hope ve F. R. Schneier (Ed.), Sosyal fobi: Tanı, değerlendirme ve tedavi içinde (ss. 69–93). Guilford Press.

International Society of Schema Therapy. (t.y.). Şema terapinin temel kavramları. International Society of Schema Therapy.

Psychology Tools. (t.y.). Clark ve Wells’in sosyal fobiye ilişkin bilişsel-davranışçı modeli. Psychology Tools.

Psychology Tools. (t.y.). Şema sürdürülmesi ve şema süreçleri. Psychology Tools.

Simply Psychology. (2024). Şema terapiyi anlamak. Simply Psychology.

Young, J. E., Klosko, J. S. ve Weishaar, M. E. (2003). Şema terapi: Terapistin rehberi. Guilford Press.

Young, J. E. ve Klosko, J. S. (1993). Hayatı yeniden keşfedin.

Sosyal İzolasyon / Yabancılaşma Şeması: Neden Oluşur ve Yetişkinlikte Nasıl Görülür?