Logo
TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU [TSSB]

Travma veya örselenme, olağanüstü ya da istenmeyen olayların yaşandığı durumları ifade etmektedir. DSM-5’e göre travmatik olaylar; bireyin gerçek veya tehdit edici biçimde ölümle, ciddi yaralanmayla ya da cinsel saldırıyla karşılaşması, bunlara tanık olması veya yakın birinin başına gelen travmatik bir olayı öğrenmesi gibi durumları kapsamaktadır (American Psychiatric Association [APA], 2013). Travmatik olaylara herkes aynı tepkiyi vermemektedir. Bireyin travmaya maruz kaldığı yaş, çocukluk yaşantıları, sosyal destek kaynakları, bireysel gelişim özellikleri ve çevresel koşullar gibi birçok etmen, travmaya verilen tepkilerin farklılaşmasına neden olabilmektedir. Travma sonrasında bireylerde korku, çaresizlik, yabancılaşma, kaygı, suçluluk, öfke, üzüntü ve panik gibi çeşitli duygusal tepkiler ortaya çıkabilmektedir (Peker, 2017).

Travmanın etkilerinin süresi kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Bazı bireylerde travma sonrası belirtiler birkaç hafta içerisinde azalabilir veya tamamen ortadan kalkabilirken, bazı bireylerde bu belirtiler uzun süre devam edebilmekte ve haftalar hatta yıllar boyunca gözlenebilmektedir. Travmanın etkileri ve travmayla başa çıkmak için gerekli beceriler bireyler arasında farklılık göstermekle birlikte, çocukların travmatik yaşantılarla başa çıkma becerilerinin yetişkinlere kıyasla daha sınırlı olabileceği belirtilmektedir (Tanhan & Kardaş, 2014). Bu nedenle travmatik olayın yaşandığı gelişimsel dönem, travmanın birey üzerindeki etkisini belirleyen önemli değişkenlerden biri olarak değerlendirilmektedir.

Travma kavramı tarihsel süreç içerisinde farklı biçimlerde ele alınmıştır. Travma sonrası stres bozukluğu, ilk kez 1980 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayımlanan DSM-III’te ayrı bir tanı kategorisi olarak yer almıştır (Ruppert, 2022). Travma sonrası stres tepkilerinin tanısal olarak sınıflandırılması, özellikle Vietnam Savaşı sonrasında savaş alanından dönen askerlerde gözlenen belirtilerle birlikte önem kazanmıştır (Yılmaz & Şahin, 2007). Travmatik olayların beklenmedik biçimde ortaya çıkması ve bireyde yoğun bir şok etkisi yaratması, travmanın psikolojik ve fiziksel sonuçlarının ortaya çıkmasında önemli bir etken olarak değerlendirilmektedir (Uğurluoğlu & Erdem, 2019).

Vietnam Savaşı gazileri yaşamlarını tehdit eden çok sayıda travmatik olayla karşı karşıya kalmışlardır. Bununla birlikte, tarih boyunca vahşi hayvan saldırıları, doğal afetler ve günümüzde meydana gelen terör saldırıları gibi yaşamı tehdit eden olayların da bireylerde kalıcı psikolojik izler bırakabildiği belirtilmektedir (Özten & Sayar, 2015).

Psikolojik travmanın tarihsel olarak ele alınışı incelendiğinde, 18. yüzyıl ve öncesinde travmatik yaşantılar ve bunların psikolojik etkileri konusunda sistematik bir açıklamanın bulunmadığı görülmektedir. Bu dönemde bireylerin yaşadığı psikolojik sorunların çoğunlukla zihinsel bir hastalıkla ilişkilendirildiği ve sorumluluğun bireyin kendisine atfedildiği belirtilmektedir (Özen, 2019). Freud, travmatik nevrozu yaşamı tehdit eden kazalar ve ciddi felaketlerle ilişkilendirmiş ve travmatik olay karşısında bireyin hazırlıksız yakalanmasının önemli bir rol oynadığını ileri sürmüştür (Freud, 1955, 1987; Özten & Sayar, 2015). Yaşanan olayın birey açısından taşıdığı özgün anlam, travmaya maruz kalma süresinin uzunluğu, olay karşısında hazırlıksız yakalanma ve kişinin kendisini köşeye sıkışmış veya çaresiz hissetmesi, stresörün birey üzerindeki etkisini artırabilecek faktörler arasında değerlendirilmektedir (Özgen & Aydın, 1999). Bununla birlikte, travmatik olayların bireyler üzerindeki etkisinin farklılaşmasında bireysel özelliklerin de dikkate alınması gerekmektedir.

Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), gerçek bir ölüm veya ölüm tehdidi, ciddi yaralanma ya da bireyin fiziksel bütünlüğünü tehdit eden bir olayla karşılaşması veya böyle bir olaya tanık olması sonucunda ortaya çıkabilen ve belirli semptom kümeleriyle karakterize edilen bir ruhsal bozukluktur (APA, 2013). TSSB belirtilerinin süresine ve başlangıç özelliklerine göre farklı klinik görünümleri bulunmaktadır. Belirtilerin üç aydan kısa sürmesi durumunda akut, üç aydan uzun sürmesi durumunda ise kronik TSSB olarak tanımlandığı belirtilmektedir (Cankardaş & Sofuoğlu, 2019). Travmatik yaşantının ardından belirtilerin altı ay veya daha uzun bir süre sonra ortaya çıkması ise gecikmeli başlangıç özelliği olarak değerlendirilmektedir (Cankardaş & Sofuoğlu, 2019).

TSSB, farklı ruhsal bozukluklarla örtüşen belirtiler gösterebilmekte ve özellikle kişilik bozuklukları, anksiyete bozuklukları, depresyon ve psikotik bozukluklarla birlikte görülebilmektedir. TSSB belirtileri farklı şekillerde sınıflandırılmakla birlikte; travmatik olayın yeniden yaşantılanması, travmayla ilişkili uyaranlardan kaçınma, bilişsel ve duygusal değişiklikler ile artmış uyarılmışlık ve tepkisellik temel belirti kümeleri arasında yer almaktadır (APA, 2013).

TSSB’nin ortaya çıkmasında travmanın şiddeti, niteliği, süresi ve sonrasında yaşanan koşullar önemli belirleyici faktörlerdir (Özgen & Aydın, 1999). Bununla birlikte, travmaya verilen psikolojik tepkinin yalnızca travmatik olayın özellikleriyle açıklanamayacağı; bireysel özelliklerin, geçmiş yaşantıların ve sosyal çevrenin de travma sonrası belirtilerin gelişiminde önemli rol oynadığı değerlendirilmektedir.

TSSB yaşayan bireylerde travmatik olayın yeniden yaşantılanması önemli bir belirti grubudur. İstemsiz anılar, kabuslar ve kişinin kendisini olay yeniden gerçekleşiyormuş gibi hissetmesine neden olan yaşantılar bireyin günlük yaşamına müdahale edebilir. Bunun yanında travmayı hatırlatan kişi, yer, nesne, konuşma veya durumların bilinçli biçimde kaçınılması söz konusu olabilir. Kaçınma kısa vadede kişinin kaygısını azaltıyor gibi görünse de uzun vadede travmatik yaşantının işlenmesini güçleştirebilir. Ayrıca aşırı uyarılmışlık ve tetikte olma hali uyku, dikkat ve kişilerarası ilişkiler üzerinde olumsuz sonuçlar yaratabilir (Uslu, 2021; Şen, 2026).

TSSB’nin etkileri sosyal ve mesleki alanda da görülebilmektedir.Travmalardan etkilenen çocuklara karşı etkilenmeyen çocukların özelliklerini araştıran çalışmalar, çocukların çevreden yardım isteme becerilerine sahip ve kendi çevreleri üzerinde kontrol sahibi olabilen çocuklar olduğunu göstermektedir (Emine et al., 1999). Travma sonrası dikkat ve konsantrasyon güçlükleri, uyku problemleri, irritabilite, sosyal geri çekilme ve sürekli tehdit algısı kişinin çalışma yaşamındaki işlevselliğini azaltabilir. Türkiye’de travma sonrası stres bozukluğu tanısı alan vakalarla yapılan bir çalışmada da olguların psikiyatrik takip ve tedavilerinin yanı sıra işlevsellik düzeylerinin değerlendirilmesinin önemli olduğu vurgulanmıştır (Soğukpınar et al., 2023). Bu nedenle TSSB yalnızca bireyin yaşadığı içsel sıkıntılar üzerinden değil, kişinin günlük yaşamını ne ölçüde sürdürebildiği üzerinden de değerlendirilmelidir.

Bununla birlikte TSSB yaşayan bireyin travma sonrasında tamamen işlevsiz hale gelmesi kaçınılmaz değildir. Uygun değerlendirme ve tedaviyle belirtilerin azaltılması ve kişinin yaşamına yeniden uyum sağlaması mümkündür. Bu noktada ilk adımlardan biri, belirtilerin kişinin yaşamındaki etkisinin değerlendirilmesi ve uygun bir ruh sağlığı uzmanından destek alınmasıdır. Tedavi süreci kişinin belirtilerine, travmanın özelliklerine ve ihtiyaçlarına göre bireyselleştirilmelidir.

Psikoterapi, TSSB tedavisinde önemli bir yere sahiptir. Lİteratürde özellikle EMDR’nin TSSB belirtilerinin azaltılmasında kullanılabildiğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Şener ve Sağlam’ın (2020) olgu sunumunda EMDR uygulamasının travma sonrası stres belirtilerinin ele alınmasında kullanılabileceği gösterilmiştir. Benzer biçimde Merdan Yılmaz ve arkadaşlarının (2021) çocuk ve ergenlerde EMDR’nin TSSB tedavisindeki etkililiğini ele alan derlemesinde, EMDR’nin travma sonrası belirtilerin azaltılmasına yönelik kullanılan yaklaşımlardan biri olduğu belirtilmiştir.

Birey bu süreçte yalnızca travmatik anının kendisine değil, travmanın günlük yaşam üzerindeki etkilerine de odaklanılması önemlidir. Uyku düzeninin desteklenmesi, sosyal ilişkilerin korunması, günlük rutinlerin mümkün olduğunca sürdürülmesi ve kişinin kendisini güvende hissettiği kişilerden sosyal destek alması iyileşme sürecini destekleyebilir. Uslu (2021), TSSB’nin uyku ve yaşam düzeniyle ilişkisine dikkat çekerek tedavi sürecinde bireyin fizyolojik ve davranışsal düzeninin göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgulamaktadır.

 

📋Hazırlayan:Psk. Esra KARAKUŞ

Kaynakça:  Amerikan Psikiyatri Birliği. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.). American Psychiatric Publishing.

Cankardaş, S., & Sofuoğlu, Z. (2019). Deprem ya da yangın deneyimlemiş kişilerde travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ve belirtilerin yordayıcıları. Türk Psikiyatri Dergisi, 30(3).

Hacıoğlu, M., Aker, T., Kutlar, T., & Yaman, M. (2002). Deprem tipi travma sonrasında gelişen travma sonrası stres bozukluğu belirtileri alt tipleri. Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi, 15, 4–15.

Kılıç Emine, Z., Uslu Runa, İ., Erden, G., & Kerimoğlu, E. (1999). Çocuklarda travma sonrası stres bozukluğu belirtilerini sürdüren ailesel etmenler. Kriz Dergisi, 7(2). https://doi.org/10.1501/Kriz_0000000143

Merdan Yılmaz, E. D., Kumpasoğlu, G. B., Eltan, S., & Kışlak, Ş. (2021). Çocuk ve ergenlerde EMDR: Travma sonrası stres bozukluğu tedavisindeki etkililiği üzerine bir derleme. Klinik Psikoloji Dergisi. https://doi.org/10.5455/kpd.26024438m000041

Özgen, F., & Aydın, H. (1999). Travma sonrası stres bozukluğu. Klinik Psikiyatri, 2, 34–41.

Özen, Y. (2019). Psikolojik travmanın insanlık kadar eski tarihi. The Journal of Social Science, 3(5), 362–375.

Özten, E., & Sayar, G. H. (2015). Eşik altı travma sonrası stres bozukluğu. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 7(4), 348–355.

Peker, E. (2017). Çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik döneminde bağlanma biçimi ve öz anlayış arasındaki ilişkilerin incelenmesi [Yüksek lisans tezi, İstanbul Arel Üniversitesi].

Ruppert, F. (2022). Travma, sevgi, korku. Sola Unitas.

Soğukpınar, V. O., Tabo, A., & Gürpınar, K. (2023). İş kazaları dışındaki olaylara bağlı olarak gelişen travma sonrası stres bozukluğu olgularının meslekte kazanma gücü kaybı açısından değerlendirilmesi. Adli Tıp Dergisi, 37(3), 100–107. https://doi.org/10.61970/adlitip.2023.1262125

Şener, Ö., & Sağlam, S. (2020). Travma sonrası stres bozukluğu için EMDR: Bir olgu sunumu. Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. https://doi.org/10.38122/ased.784642

Şen, Ö. (2026). Travma sonrası stres bozukluğunda ayırıcı tanı. Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi, 9(17), 25–32. https://doi.org/10.56955/bpd.1682702

Tanhan, F., & Kardaş, F. (2014). Van depremini yaşayan ortaöğretim öğrencilerinin travmadan etkilenme ve umutsuzluk düzeylerinin incelenmesi. Sakarya University Journal of Education, 4(1), 102–115.

Uğurluoğlu, D., & Erdem, R. (2019). Travma geçiren bireylerin spiritüel iyi oluşlarının travma sonrası büyümeleri üzerine etkisi. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 21(3), 833–858. https://doi.org/10.16953/deusosbil.507731

Uslu, B. (2021). Travma sonrası stres bozukluğu tedavisinde bütüncül bir yaklaşım: Sirkadiyen ritimler, uyku ve yeme bozuklukları. Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi, 4(8), 1–13.

Yılmaz, B., & Şahin, N. H. (2007). Arama-kurtarma çalışanlarında travma sonrası stres belirtileri ve travma sonrası büyüme. Türk Psikoloji Dergisi, 22(59), 119–133.

 

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU [TSSB]