
Sabaha kadar ders çalıştığınız ya da telefonda kaybolduğunuz bir gecenin ardından, ertesi gün aldığınız kararların normalden daha “garip” geldiğini fark ettiniz mi? Belki gereksiz bir alışveriş yaptınız, belki de aslında pek de güvenli olmayan veya mantıklı gelmeyen bir davranışı “bir kerelik” kendinize mazur görerek yaptınız. Bu durum bir tesadüf değil; deneysel psikoloji literatürü, uyku yoksunluğunun (deprivasyonunun) karar verme ve risk alma davranışını ölçülebilir şekilde değiştirdiğini göstermektedir.
Araştırmacılar bu etkiyi laboratuvar ortamında ölçmek için sıklıkla Balon Analog Risk Görevi’ni (Balloon Analogue Risk Task – BART) kullanır. Görevde katılımcılardan bilgisayar ekranındaki sanal bir balonu, patlamadan önce mümkün olduğunca şişirmeleri istenir; her pompalama küçük bir para ödülü kazandırırken balon herhangi bir anda patlayabilir ve o ana kadar geçici bankada biriken kazanç sıfırlanır, bu esnada katılımcıların balon patlamadan önce durup parayı “kalıcı bankalarına” aktarma hakları da vardır (Lejuez vd., 2002). Görev, kişinin potansiyel kazanç ile potansiyel kayıp arasında saniyeler içinde karar vermesini gerektirdiği için, gerçek hayattaki dürtüsel risk davranışlarına oldukça yakın bir model sunar.
Peki uykusuzluk bu dengeyi nasıl bozuyor?
Killgore’a (2010) göre uyku yoksunluğu, beynin karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgesi olan prefrontal korteksin işlevini doğrudan zayıflatır. Bu bölge normalde olası sonuçları tartıp duygusal tepkileri dengelerken, uykusuz bir beyinde bu “fren” mekanizması yavaşlar. Sonuç olarak kişi, kısa vadeli ödülün cazibesine kapılarak uzun vadeli riski daha az hesaba katma eğilimi gösterir.
Womack ve arkadaşlarının (2013) derlediği araştırmalar da bu tabloyu destekler niteliktedir; uykusuz katılımcılar BART benzeri görevlerde daha fazla pompalama yaparak nesnel olarak daha yüksek risk almakta, aynı zamanda kayıplarına karşı da daha az duygusal tepki vermektedir. Bu ikinci bulgu özellikle çarpıcıdır, çünkü gösteriyor ki uyku yoksunluğu sadece “daha fazla risk alma” değil, aynı zamanda “riski hissetmeme” anlamına da gelebilir. Genellikle insanlar bir karar verirken o kararın sonuçlarını olumlu veya olumsuz şekilde duygusal olarak sınıflandırma eğiliminde olduğundan, uyku yoksunluğu çeken bireylerde daha fazla efor sarf edilmesi gereken kararları verirken öncelikle daha kısa vadede ve hızlıca haz sağlayacak seçenekler tercih edilmektedir diyebiliriz.
Bu mekanizmanın yalnızca yurt dışı literatürle sınırlı olmadığını gösteren önemli bir örnek de Türkiye’den geliyor. Ebrinç ve arkadaşlarının (2001) gerçekleştirdiği bir çalışmada, majör depresif bozukluk tanısı alan hastalara kontrollü bir “geç parsiyel uyku deprivasyonu” uygulanmıştır. Denekler gece 02.00’den sabaha kadar uyanık tutulmuştur. Deprivasyon öncesi ve sonrası alınan SPECT görüntülemelerinde bölgesel serebral kan akımındaki değişimlerin, aynı belirli zaman dilimlerinde ölçülen depresif belirti şiddetiyle (Beck Depresyon Envanteri ve Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği) birlikte seyrettiğini ortaya koymuştur. Bu bulgu, uykusuzluğun sadece davranışsal bir “risk alma eğilimi” yaratmasından ziyade beynin duygu ve karar verme süreçlerini birlikte yürüten bölgelerinde ölçülebilir fizyolojik bir değişime karşılık geldiğini gösteren güçlü bir kanıttır.
Bu durumun günlük hayattaki yansımaları da küçümsenemez. Sınav haftasında art arda geceleri uykusuz geçiren bir öğrencinin aldığı akademik kararlar, gece nöbeti tutan bir sağlık çalışanının klinik değerlendirmeleri ya da uzun yol şoförlerinin trafikteki tepkileri gibi örneklerin hepsi bu aynı mekanizmadan etkilenebilir.
Peki bu bilgiyle neler yapabiliriz?
Deneysel bulgular, yorgunken önemli kararlar almamayı nörobilimsel temeli de olan bir uyarı haline getiriyor. Mümkünse kritik kararları (büyük bir harcama yapmak, duygusal bir tartışmaya girmek, riskli bir teklife evet demek vb.) uykusuz bir gecenin ardından değil, dinlenmiş bir zihinle vermek; kısa süreli şekerlemeler ve düzenli uyku rutiniyle prefrontal korteksin “fren” kapasitesini desteklemek, literatürün gösterdiği basit ama etkili önlemlerdendir.
📋Hazırlayan: APA Temsilci Ayça Duru ÇELİK
Kaynakça: Ebrinç, S., Başoğlu, C., Yılmaz, V., Çetin, M., Narin, Y., & Ağargün, M. Y. (2001). Major depresif bozukluklu hastalarda geç parsiyel uyku deprivasyonu ve antidepresif ilaç tedavisinin bölgesel serebral kan akımına etkileri: Bir SPECT çalışması. Klinik Psikofarmakoloji Bülteni, 11(4), 242–250.
Killgore, W. D. S. (2010). Effects of sleep deprivation on cognition. Progress in Brain Research, 185, 105–129.
Lejuez, C. W., Read, J. P., Kahler, C. W., Richards, J. B., Ramsey, S. E., Stuart, G. L., Strong, D. R., & Brown, R. A. (2002). Evaluation of a behavioral measure of risk taking: The Balloon Analogue Risk Task (BART). Journal of Experimental Psychology: Applied, 8(2), 75–84.
Womack, S. D., Hook, J. N., Reyna, S. H., & Ramos, M. (2013). Sleep loss and risk-taking behavior: A review of the literature. Behavioral Sleep Medicine, 11(5), 343–359.