
Bazı danışanlar kendilerini şöyle tarif eder:
“Bazen kimseye yetemeyen, içi çökmüş biriyim… bazen de kendimi abartılı biçimde güçlü ve üstün hissediyorum.”
Ya da: “Bir gün ‘ben değersizim’ diye ağlıyorum, ertesi gün kimseye ihtiyaç duymadığımı kanıtlamak için herkesi itiyorum.”
Bu dalgalanmalar çoğu zaman “tutarsız karakter/Kişilik bozukluğu” değil, tek bir psikolojik temanın iki kutbu arasında gidip gelmektir. Elliott ve Lassen’ın geliştirdiği Şema Kutupluluğu Modeli bu noktada güçlü bir açıklama sunar: Şemalar yalnızca “negatif inançlar” değildir; çoğu zaman iki uçlu bir eksen gibidir ve sorun, kişinin bu eksenin uçlarında katılaşması ya da uçlar arasında salınım yaşamasıdır.
Bir uçta negatif-katı (negative inflexible) şema, diğer uçta pozitif-katı (positive inflexible) şema; ikisinin arasında ise “iyi-kötü orta yol” değil, entegre-esnek (integrated flexible) şema konumlanır.
Bazı danışanlarda problem yalnızca kendini kötülemek değildir; “fazla iyi” görünen, toplumsal olarak da alkışlanabilen bazı bilişler ve tutumlar da aynı derecede katı ve işlev bozucu olabilir. Örneğin “Ben kusurluyum” kadar, “Ben kusursuz olmalıyım” da bir şema katılığıdır; bir şema kişiyi depresif şekilde duygulanıma yönlendirirken diğer şema daha güçlü gibi görünmesini sağlar. Elliott & Lassen’ın ele aldığı tartışmalardan biri tam olarak budur: Aşırı negatif düşünmenin olumsuz etkilerinin, kimi bağlamlarda aşırı pozitif/abartılı düşünmenin olumsuz etkileriyle “ayna” gibi birbirine benzeyebilmesi. Bu yüzden model, “şema = negatif içerik” varsayımını genişletip “şema = katı uçlara saplanma” şeklinde daha yapısal bir tanıma yaklaşır.
Şemaları bir eksen üzerinde düşünürken asıl ayırıcı özelliği içerik değil, şemanın esneklik derecesi olarak konumlar: Uçlarda yer alan şemalar esnek değildir; yani bağlamdan bağımsız, genelleyici, hızlı tetiklenen, duyguyu ani değişimlerle yöneten ve davranışı daha zorlayıcı durumlara sokan yapılardır. Bu katılık negatif uçta “ben zaten…” diye çöken bir kesinliğe, pozitif uçta ise “ben asla…” diye yükselen bir kesinliğe dönüşür. Aradaki entegre-esnek bölge ise sadece “daha ılımlı düşünmek” değildir; kişinin hem kendisi hem ilişkileri hakkında daha gerçekçi, duyguyu içeren, duruma göre ayarlanan bir anlamlandırma yapabilmesidir. Süreklilik fikri burada önem kazanır: Merkez, iki ucu uzlaştıran bir “denge” değil; işlevsel düzenleme yapan bir “sağlıklı örgütlenme” biçimidir.
Terapide bu model danışanın aynı tema içinde bir uçtan öbür uca salınım yaşamasıyla kendini gösterir. Danışan bir gün incinmiş, kırılgan ve “sevilmem” hâlinde olabilir; başka bir gün eleştiriye tahammülsüz, kibirli ya da taş gibi “ihtiyaç duymam” hâline dönüşebilir. Bu iki hâli ayrı ayrı “farklı sorunlar” gibi okumak kolaydır; oysa model şunu teklif eder: Bunlar çoğu zaman aynı şemanın iki kutbudur ve kişi bir kutupta dayanılamaz acı yaşadığında, diğer kutup “kurtarıcı” gibi devreye girer. Ancak bu kurtarma geçicidir; çünkü pozitif-katı kutup ilişkileri bozabilir, gerçeklikle çelişebilir ve sonunda kişi tekrar negatif kutba düşebilir. Terapi, kutuplardan birini “yenmekten” çok, merkezin esnekliğini büyütmeyi hedefler.
Kutuplar çoğu zaman “mod” gibi sahne alır. Örneğin kusurluluk/utanç temasında negatif uç, incinmiş-kırılgan çocuk hâlini ve utancı tetiklerken; pozitif uç, kendini büyüten ya da saldırganlaşan aşırı telafi modlarına benzeyebilir. Kutupluluk modeli, şema terapideki “teslim olma–kaçınma–aşırı telafi” başa çıkma tepkileriyle birlikte gösterilerek, şema–başa çıkma–mod köprüsünün nasıl kurulabileceğine dair bir harita sunar. Bu haritada uçlar, sadece “ne düşündüğümüzü” değil, “duyguyu nasıl regüle ettiğimizi” de anlatır.
Modelin pratik değerlerinden biri, “pozitif görünen” kutbu klinik olarak görünür kılmasıdır. Danışanın “yüksek standartları”, “aşırı güçlü duruşu”, “haklılık/üstünlük tonu” ya da “kimseye ihtiyaç duymama” iddiası, çevre tarafından kimi zaman başarı, karizma ya da dayanıklılık diye ödüllendirilebilir. Bu ödül, pozitif-katı kutbun terapide dirençli bir alan hâline gelmesine yol açabilir: Danışan yardım arayışını çoğu zaman negatif uca dair acı üzerinden başlatır, fakat değişim yaklaşınca pozitif-katı uç “ben böyleyim” diye kontrolü eline alır. Elliott & Lassen’ın yaklaşımı, bu yüzden sadece negatif içeriği yumuşatmayı değil; pozitif-katı uçtaki koşullu ideali de esnetmeyi, yani merkezin entegrasyon kapasitesini artırmayı hedef olarak koyar.
Müdahalede hedef, kutuplardan birini “kırmak” değil, entegre-esnek merkezi büyütmektir. Merkez, negatif kutuptaki acıyla teması sürdürebilecek kadar şefkat ve dayanıklılık; pozitif kutuptaki güçlü görünen tarafı gevşetebilecek kadar güvenlik ve gerçeklik testini aynı anda gerektirir. Bu nedenle terapide etkili olan adımlar genellikle şu mantığa oturabilir: Danışanın hangi kutupta olduğunu anlık olarak fark etmesi; pozitif-katı uçtaki “kontrol eden” stratejinin hangi acıyı örttüğünü görmesi; negatif uçtaki ihtiyaç ve duygunun ifade edilebildiği, düzenlenebildiği deneyimler; iki ucu konuşturan ve sağlıklı yetişkinin arabuluculuğunu güçlendiren süreçler. Şema terapi araçlarıyla düşündüğünde, bu merkez inşası mod farkındalığı, imgeleme, sandalye çalışmaları ve davranış deneyleriyle oldukça uyumlu ilerler.
Danışanların büyük kısmı, kendilerini bir uçtan öbür uca savrulurken, merkezde kalma kapasitesini henüz geliştirememiş hâlde bulur. Terapi bu kapasiteyi büyüttüğünde, kişi artık “hiç incinmemek” ya da “hep güçlü olmak” hedefiyle yaşamaz; incinse de regüle edebilir, güçlü olsa da ihtiyaç duyabilir, yakınlık kursa da sınır koyabilir.
📋Hazırlayan: Psk. Ömer Balaban
Kaynakça:
Elliott, C. H., & Lassen, M. K. (1997). A schema polarity model for case conceptualization, intervention, and research. Clinical Psychology: Science and Practice, 4(1), 12–28. Steffen, P. R., Elliott, C. H., Lassen, M. K., Olsen, J., & Smith, L. L. (2017). Expanding schema conceptualisation and assessment: Towards a richer understanding of adaptive and maladaptive functioning: Assessing adaptive moderation. Australian Journal of Psychology, 69(3), 200–209.