Logo
Bu İşte Bir Yalnızlık Var

Yalnızlık kavramı çoğu zaman içselleştirdiğimiz, bazen de “kalabalıklar içinde yalnızlık” kavramları gibi edebileştirdiğimiz bir olgu olmuştur. Toplumsal olarak da dönem dönem yalnız kalan insan hakkında kalıp ön yargılarımız olmuş, zaman zaman da günümüzdeki gibi bireyselleşmenin ve bireyci toplumların artmasıyla “yalnız insan” kavramı daha da şekillenmiştir. Yalnızlık kimi zaman bireysel bir tercih gibi görünse de kimi zaman toplumsal yansımaları da olabilen bir kavram olmakla birlikte insan sosyal bir canlıdır ve iletişim kurma, anlatma, anlaşılma gibi istekleri de doğasında vardır. Peki nedir yalnızlık?

Psikolojik açıdan yalnızlığı değerlendiren literatürü taradığımızda yalnızlık; bireyin sahip olduğu ve sahip olmayı arzu ettiği sosyal ilişki ve etkileşimler arasında oluşan mesafe ve bu mesafenin bireye kişisel ve rahatsız edici bir deneyimi yaşantılatmasıyla tanımlanan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır (Perlman & Peplau, 1981). Burada yalnızlığın nesnel, objektif bir deneyim olmaktan ziyade; öznel ve sübjektif bir deneyim olduğu vurgulanmaktadır. Yani birey içinde bulunduğu durumu rahatsız edici bir deneyim olarak buluyor mu, önemli olan budur. Bu sebepledir ki günlük hayatımızda sıklıkla karşımıza çıkan “kalabalıklar içinde yalnızlık” kavramı da bunu doğrulamaktadır. Birey nesnel olarak kalabalık fakat öznel olarak yalnız olabilir.

Yalnızlık üzerine yürütülen çalışmaların birinde Robert Weiss (1973), yalnızlığı sosyal ve duygusal yalnızlık olarak iki kategoriye ayırmış; sosyal yalnızlığı bireyin ait olduğu sosyal ağ veya sosyal çevreye yönelik eksiklik yaşaması durumu olarak tanımlarken duygusal yalnızlığı ise bireyin derin duygusal bağ kurduğu bir iletişim olmamasıyla açıklamıştır. Yani bireyin çevresinde sosyal olarak birilerinin eksik olması sosyal yalnızlık, çevresinde birileri olsa dahi duygusal bağın eksik olması duygusal yalnızlık olarak açıklanmaktadır. Bireyin bir topluluğa yönelik aidiyet hissi karşılanmadığında sosyal yalnızlık (Van Tilburg vd., 2020), duygusal yakınlık kurduğu birinin eksikliğini hissetmesi ise duygusal yalnızlık (Weiss, 1973) yaratabilmektedir. Literatürde yıllar geçtikçe bu iki türe ek olarak bir de “varoluşsal yalnızlık” kavramı eklenmiştir. Varoluşsal yalnızlık; bireyin yaşamın anlamı, ölüm, özgürlük ve özündeki tek başınalık üzerine yoğunlaşması ile ortaya çıkan bir yalnızlığı ifade etmektedir (Van Tilburg vd., 2020).

Bireyin yalnızlığa neden sürekli anlam yüklemeye çalıştığı da hep merak konusu olmuştur. Evrimsel psikoloji açısından da incelendiğinde, birey her zaman sosyal oluşumlara ihtiyaç duymuş, aidiyet arzusuyla beslenmiştir. Hayatta kalabilmek, dışlanmamak, temsil edilebilmek... Bu sebeplerledir ki yalnızlık, birey için sosyal bağları temel bir ihtiyaç olarak gören ve bireyi bağ kurmaya yönlendiren biyolojik bir uyarı mekanizması gibi de değerlendirilebilmektedir (Cacioppo & Cacioppo, 2012). Yani yalnızlık, sosyal bağlar ve aidiyet ihtiyacını tetiklemekte ve bağlar kurmaya yönlendirmektedir.

Yalnızlığı çoğu zaman fiziki olarak insanların eksikliği olarak düşünürüz. Fakat yalnızlık; olan ilişkilerin sayısıyla değil, ilişkilerin derinliği ve kurulan bağ kalitesi ile ilişkilidir (Hawkley & Cacioppo, 2010). Bu sebepledir ki birey kalabalık ailelerde, dolu dolu arkadaş gruplarında veya yıllar süren bir romantik ilişkinin içinde dahi yalnız olabilir. Çünkü kurulan bağ eksik, sığ ve yüzeysel kurulmuş ve bireyi anlaşılmadığı, duyulmadığı, benlik öznesi olarak görülmediği bir noktaya sürüklemiş olabilir. Bu durum da bireyi yalnızlaşmaya ve içine  dönmeye yönelten bir dilemmayı (ikilik) yaratabilir.

Peki yalnız olduğumuzu düşünüyor ve hissediyorsak ne yapmalıyız? Öncelikle blog boyunca toplum ve bireyi kümülatif olarak değerlendirmekten bahsettik. Yalnızlığı değerlendirmenin bu sebeple ilk adımı yalnızlığı bireysel olarak değerlendirmek ve kişisel bir başarısızlık unsuru olarak görmekten ziyade insan ilişkilerinin iki kutuplu oluşunu göz önünde bulundurmaktır. Yalnızlık ne tek başına bireye ne de tek başına sosyal olgulara yönetilecek bir kavramdır. Bir arada düşünülmeli ve değerlendirilmelidir. Aynı zamanda yalnızlık doğal bir durum olmakla beraber bireye hayatının bir döneminde eşlik edebilmektedir. Yalnızlık özelinde; sosyal ilişkilerin derinliğine ve kalitesine odaklanılmalı, tek taraflı bir sorumluluk düşünülmemeli ve bu durum sizi depresif belirtilere (2 haftadan uzun) itiyor veyahut sosyal izolasyona sebebiyet veriyorsa da bir ruh sağlığı uzmanından destek alınmalıdır.

 

📋Hazırlayan: Psk. Sıla TAŞKIRAN

Kaynakça:  

 Cacioppo, J. T., & Cacioppo, S. (2012). The phenotype of loneliness. European Journal of Developmental Psychology, 9(4), 446–452.

Hawkley, L. C., & Cacioppo, J. T. (2010). Loneliness matters: A theoretical and empirical review of consequences and mechanisms. Annals of Behavioral Medicine, 40(2), 218–227.

Van Tilburg, T. G., de Jong Gierveld, J., & arkadaşları. (2020). Social, Emotional, and Existential Loneliness: A Test of the Multidimensional Concept.

Weiss, R. S. (1973). Loneliness: The Experience of Emotional and Social Isolation.

 

Bu İşte Bir Yalnızlık Var